umutsuzluğun terbiyesine karşı
Bugün bize en çok öğretilen şey umutsuzluk.
Sessiz, alışılmış, neredeyse terbiyeli bir umutsuzluk.
“Bu ülkeden bir şey olmaz.”
“Kim gelirse gelsin değişmez.”
“Böyle gelmiş, böyle gider.”
İşte tam burada durmak gerekiyor.
Çünkü bu cümleler bir tespit değil, bir teslimiyettir.
Çürüme dediğimiz şey gürültüyle değil,
alışkanlıkla yayılır.
Ve biz bu alışkanlığa alıştık.
Evet, bu düzen çalışmıyor değil, çalışamaz hale gelmiş durumda.
Evet, liyakat çoğu yerde bir süs kelimeye indirgenmiş durumda.
Evet, emek çoğu zaman karşılığını bulmuyor, üretim yerine ilişkiler değil, ilişkiler üzerinden kurulan bir düzen konuşuyor.
Ve belki de en tehlikelisi şu:
Bu ülkenin en büyük sorunu yazılı olmayan bir anlaşma.
Herkes gerçeği biliyor ama çoğu zaman sessizlik tercih ediliyor.
Ama asıl tehlike bunlar değil.
Asıl tehlike, bütün bunların normalleştirilmesi.
İnsanların çalışmamayı “akıllılık”,
sorumluluktan kaçmayı “uyum”,
susmayı “olgunluk” saymaya başlaması.
Ama tarih bize başka bir şey söylüyor.
En büyük dönüşümler, en sıradan görünen anların içinden çıkar.
Kimse inanmazken başlar, kimse beklemezken büyür.
Bir zamanlar “imkânsız” denilen şeylerin bugün sıradan gerçekler olması tesadüf değil.
Çünkü toplumlar düz çizgiler halinde ilerlemez.
Birikir. Susar. Bekler.
Sonra bir yerde kırılır.
O kırılma anı geldiğinde,
dün birbirine selam vermeyen insanlar yan yana durur.
Dün “benden bir şey olmaz” diyenler,
birden her şey olur.
Bunu romantizm sananlar yanılıyor.
Bu bir umut masalı değil.
Bu, toplumların doğası.
Ama şu da doğru:
Bu kırılma kendiliğinden olmaz.
Onu hazırlayan şey, küçük küçük biriken rahatsızlıklardır.
Görmezden gelinen haksızlıklar, bastırılan itirazlar, ertelenen öfkeler.
Ve en önemlisi:
“Belki değişir” demekten vazgeçmeyen birkaç inatçı insan.
Muhalif olmak sadece karşı çıkmak değil, kabul edileni sorgulamaktır.
Muhalif olmak, herkesin kabullendiği bir düzende
kabullenmemeyi seçmektir.
Bugün bize düşen şey büyük laflar değil.
Ne kahramanlık, ne mucize beklemek.
Normalleşmiş yanlışları normal görmemek.
İnsanın kendisine yaptığı en büyük hainliktir
Çünkü değişim bir gün kesin olacak.!
Ve o gün geldiğinde,
en hazırlıklı olanlar en öfkeli olanlar değil,
en uzun süre umudunu kaybetmeyenler olacaktır.
Mesele sadece
Haklı olmak değil, vazgeçmemek ve susmamaktır.
Susmak, bu düzenin en büyük ortağıdır.
Çetin Ay
Bwa Başkanı